Interviewer: Umut Rışvanlı

Interviewee: Gül Özkaya
‘Bir başın dönsün düş o camdan, bitti hayatın bitti…’

Gül Özkaya 56 yaşında bir temizlik işçisi. Pek çok meslektaşı gibi sosyal güvencesi yok. 12 yaşında çalışmak için geldiği İstanbul’da kendine bir hayat ve aile kurmuş… “İnsanın pisliği, yetmiyor bir de kedisinin köpeğinin pisliğiyle uğraşıyorsun” diyor…

Sahne ismimi söylesem olur mu?

Gül Özkaya ismim, 56 yaşındayım. Ardahan’da doğdum, evliyim ama mutlu bir evliliğim olmadı. Hem erkeğim, hem kadınım. Aşk berbat etti beni. Çok severek evlendim, bir hafta sürdü, sevmiyorum da. Acıma duygum var, üzülüyorum, eşim çok hasta. İki çocuğum var. 12 yaşında çalışmak için gelmiştim bir başıma İstanbul’a sonra halamın oğluyla evlendim kaldım. İstanbul benim evim, köyüm oldu. Bizim köye gitseniz yazın bile kar yağar, hiç kışı bitmiyor. Var tabii güzel köyler de ama Trabzon’da falan bahçeli bir evin olacak…
Çalışıyorum, çocuklarımın ikisini de ev işlerine giderek okuttum. Hâlâ da gidiyorum evlere, iş yerlerine temizliğe… “Nasıl başladı?” dersen işte o zamanlar Şişli’de bir gecekonduda, tek göz odada oturuyorduk. Suyum bile yoktu, yağmur suyuyla çamaşır yıkıyordum. Yıktılar, bir hafta dışarıda kaldık. Kapıcı vardı bizim köylü, o köye gidince iş aradığımı bildiğinden yerine bakmamı istedi. Bir gün camları siliyorum biri dedi “İşe de geliyor musun?”, öbürü dedi “Bize de gelsene…” O ona dedi, 24 sene oldu ben bu işteyim. Para mara boş, sağlığın oldu mu çalışırsın yersin, acı olmasın…
24 senedir hep aynı müşterilerime giderim, çok seviyorum, çok seviliyorum. Sabah 8 gibi gidiyorum ama başlamıyorum hemen, kahvaltı falan derken 10’u 11’i buluyor kalkıp başlamam. Gerçekten kendi evim gibi, hiç yabancılık çekmiyorum. Seçip beğenip öyle gidiyorum. Bazıları suratsız oluyor, konuşmuyor. Ben istiyorum benim gibi olsun, çenesi düşük olsun. Ev işi zor, bu yaştan sonra daha zor. İnsanın pisliği, yetmiyor bir de kedisinin köpeğinin pisliğiyle uğraşıyorsun. ‘Gül Abla’ diyorlar bana, ismimle hitap etsinler, ne ablası! Gül işte, bir de ‘Gül Hanım’ diyorlar. Ne gerek var? ‘Kızım’ diyorlar, demesinler bana ‘kızım’. Benden üç, beş yaş büyük birinin nasıl kızı olurum ben? Sen de dokuz aylıksın ben de…
Zor iş bizimki, sigortan yok, hayat güvencen yok. Yıllarca çalış didin, bir başın dönsün düş o camdan, bitti hayatın bitti, bok yoluna gidersin valla.
Kendimi üç sözcükle anlatayım; anneyim-dürüstüm-namusluyum. Çok tatlı bir torunum var o beni mutlu eder. Elimde olsaydı saygısız insanları yasaklamak isterdim.
Türk sanat müziği dinlemekten hiç sıkılmam. İstanbul’da en çok Ortaköy-Bebek sahilini seviyorum.

 

Related portraits